e
sv

İnceleme: Call of Cthulhu: Dark Corners of The Earth

avatar

Selman Kalender

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Bilmediğiniz bir yerde uyandığınızda düşüneceğiniz şey nerede olduğunuzdur. Sağlığınız, açlığınız gibi şeyleri hiç düşünmeden, ilk önce nerede olduğunuzu düşünürsünüz. Çünkü aç olup olmadığınızı, sağlığınızın yerinde olup olmadığını bilirsiniz. Ve durumunuz kötü bile olsa bilmek sizi rahatlatır. Ama hiç bilmediğiniz bir yerde tek başına uyanmak sizi korkutur. Çünkü insanlığın en büyük korkusu, bilinmeyene olan korkudur. Bu son cümle bana ait değil. Call of Cthulhu mitosunun yazarı H.P Lovecraft‘a ait. 1920li 30lu yıllarda ele aldığı bir kaç öykü ile beraber ortaya çıkan, ve sonrasında onlarca öykü yazan Lovecraft, bugün Gothic korkunun yaratıcılarındandır.

Filmlerde, oyunlarda ve kitaplarda gördüğünüz bir çok yaratık, Lovecraft’ in yarattığı evrenden ilham alınarak yapılmıştır. Örnek vermek gerekirse çoğu insanın yakından bildiği IT karakteri. Stephen King bu karakteri oluştururken Lovecraft’ in hikayelerinden esinlendiğini daha önceden dile getirmişti. IT için esas yaratmak istediği şey, bilinmezlikti. Ve bunu başardı da. Bunun gibi bir çok önemli yaratık Lovecraft’ in sanatına bakılarak farklı zihinlerden ortaya çıktı.

Korku edebiyatı için bu denli önemli olan bir yazarın kaleminden çıkan kitaplar tabii ki oyunlara da uyarlandı. Benim ise aralarından sıyırdığım, ve en iyi Cthulhu oyunu dediğim oyun olan Call of Cthulhu Dark Corners of The Earth bugünkü inceleme konumuz. Daha fazla uzatmadan hadi başlayalım!

 

 

HİKAYE

Klasik hikaye ile başlamak gerek. 6 Eylül 1915 yılında dedektif olan ana karakterimiz Jack Walters bir dava alır. Ona söylenene göre Massachusetts‘teki bir malikaneyi esir almış eli silahlı adamlar onu görmek istemektedir. Bunların bir çeşit kült olduğunu, ve silahlı çatışmaya çoktan girildiğini söylemişlerdir. Jack haberi aldığı gibi yola çıkar ve malikaneye varır. Mekana geldiğinde bir polis memuru Jack’e içerideki kişilerin onu tanıdığını söyler. Jack ise ona verilen isimlerin hiçbirini tanımadığını söyler. İçeri girdiği gibi farklı bir auranın etkisinde kalır. Kültün çeşitli sembollerini evin çevresinde gördükten sonra, camdan polislere ateş açan kült üyesine yaklaşır. Tam o sırada kült üyesi “Sonunda geldin. Sen osun” der ve aynı anda bir polis memuru kült üyesinin kafasını patlatır.

Olay üzerine ufak bir şok altına giren Jack, ilk başta adamın ne dediğini anlamaz. Ancak evin içinde ufak bir araştırma yaptıktan sonra malikanenin alt katında büyük bir gizemin yattığını öğrenir. Malikanenin altında öyle bir şey ile karşılaşır ki bir daha Jack için hayat asla aynı olmayacaktır. Çünkü bilinmeyene doğru olan kapıyı artık aralamıştır. Onu bekleyen büyük bir macera vardır.

Hikaye böyle başlıyor ve çok fazla dallanıp budaklanmadan devam ediyor. Hikayeyi genellikle ayakta tutan şey merak duygusu oluyor ki bu benim kesinlikle hoşuma giden bir şey. İster istemez gerçekten bir şeyleri araştırdığınızı hissediyorsunuz. İşin içine birazcık da olsun gerilim girince iyice keyifleniyorum doğrusu. Benim hikaye ile alakalı tek sıkıntım hikayede karakter bulunmaması.

Karakterler Sönük

Yani tamam ana karakter var evet. Ama onun dışındaki tüm karakterler önemsiz. Öyle belirli sahnelerde gözüküp gidiyorlar. Oyunda 1 den fazla kez karşınıza çıkan 3 karakter var ancak bunlar da o kadar önemli hissettirmiyor. Bunun sebebini ara sahnelere yıkıyorum ben. Çünkü oyunda ara sahne dediğimiz şey oyun için iki karakterin karşı karşıya gelip konuşması. Ağız animasyonları zor oynayan iki karakterin konuşmasını dinlemek karakterlere ne kadar odaklar sizi bilemiyorum. Ben karakterlere pek odaklanamadım doğrusu. Zaten oyunda oyun için olmayan ara sahne sayısı 4 falan. Biri oyunun başında, biri oyunun sonunda. Oyunun aralarında çıkan 2 tane falan daha var.

Ana karakterimiz de oldukça donuk. Aslında bunun en büyük sebebi karakterin diyalog kurması yerine not defterine hislerini kaydetmesi. Belli ki yapımcı tercihi ama sıkıcı bir tercih. Karaktermiz ufak tefek bir kaç olay dışında hiçbir şeye oyun içinde tepki vermiyor. Verdiği tepkiler ise bayık. Kalan bütün düşüncelerini bölüm sonlarında çıkan, karakterin günlüğüne yazdığı notlardan görüyoruz.

Oyunun hikayesel anlamda en iyi özelliği kesinlikle atmosferi. Oyunun atmosferi sizi kesinlikle içinde tutuyor. Gerçekten bilinmeyene olan o korkuyu size hissettiriyor. Gezdiğini hiçbir yer güven vermiyor. Her yer karanlık puslu ve tekinsiz duruyor. Ses efektleri ile de oldukça yakışıklı bir atmosfer sağlanmış. Beni oyunda en çok tutan şey de atmosferdi zaten!

 

Şimdi gelelim oynanışa.

 

OYNANIŞ

Aksiyon macera türünde olan oyun bence türünün hakkını veriyor. Öncelikle macera kısmından bahsedelim. Aksiyon kısmına göre biraz  daha zayıf kalıyor macera öğeleri. Etrafı araştırıp notlar kitaplar buluyoruz. Bunlar hikaye ile alakalı bize önemli bilgiler sunuyor. Genel olarak da oyunda bulunan bulmacaları bu notlara bakarak çözüyoruz. Zaten oyunda çokta fazla bulmaca yok. Yanlış bilmiyorsam 5 tane bulmaca var ama bunlardan bir tanesi kasanın şifresini açmak. Yani geriye kalıyor 4 ki bunlarda fena değil. Çok özel bir yanları yok ancak hiç olmamasından daha iyi. Dediğim gibi oyunun macera kısmı biraz sönük kalıyor. Öyle platform yapmanızı gerektirecek bir durum da yok. Ama gelelim oyunun esas kısmına. Aksiyona!

Aksiyon oyunun esas mekaniği diyebiliriz. Oyunda kullanabileceğimiz bazı silahlar var. Tekli tabanca, pompalı, altıpatlar ve levye gibi. Bunların yanı sıra 3 silah daha var ama onları burada söylemeyeceğim. Tahmin edebileceğiniz gibi ilk önce levyeyi alarak başlıyorsunuz. Ancak silahları elinize alınca hemen öyle gaza gelmeyin. Çünkü kurşununuz sınırlı. Etrafta gezerek toplayabildiğiniz mermiler bulunuyor. Ama dikkat edin silahlarınızın mermisini bitirmeyin. Olabildiğince akıllıca harcamaya gayret gösterin. Kolay kolay mermisiz kalacağını zannetmiyorum ama size bir uyarı, kafaya doğru ateş edin!

Kurşunlara Dikkat

Kurşunlar ile alakalı bir diğer önemli olay ise şarjör de yatıyor. Şarjörünüzde kaç kurşun olduğunu göremiyorsunuz. Peki bu neye sebep oluyor ? Sonuçta mermi bitince şarjör değişebilirsiniz. Ama eğer merminiz bitmeden şarjör değişirseniz, örneğin silahınızın içinde 3 mermi daha var ama siz şarjör değiştirdiniz. Hop! O 3 mermiye güle güle diyin. O yüzden şarjör değiştirirken dikkatli olun.

Oyundaki en sevdiğim mekanik ise hasar almamız itibari ile başlıyor. Karakterimiz Jack hasar aldığı zaman envanterimize girip nereden hasar aldığımızı, ne tarz bir hasar aldığımızı görebiliyoruz. Örnek vermek gerekirse bacağımızdan vurulduk. Ama mermi bacağımıza girmedi ve sıyırdı. Bu noktada yapmamız gereken şey sadece bandaj kullanmak. Oyun zaten size bunu söylüyor. Ama diyelim ki kurşun bacağımıza girdi. Eğer 1 2 dakika içinde kurşunu çıkartıp dikemezsek topallamaya başlıyoruz. Bu süre boyunca da kanamaya devam ediyoruz. Oyunda aldığınız en ufak hasarları bandaj ile tedavi edebiliyorsunuz. Ancak siz tedavi etmediğiniz sürece yaralarınız daha kötü hale geliyor.

Oyunda 4 farklı iyileştirme yöntemi var. Bandaj, dikiş, kırık tahtası ve antidot. Basit bir yara için bandaj, derin bir yara için dikiş, kırık bir uzuv için kırık tahtası,  iltihaplanmalar için ise antidot. Yaralandığınız zaman envanterinizdeki karakterinize tıklayarak ne tarz bir tedavi uygulamanız gerektiğini görebilirsiniz. Yine bir uyarı! Az hasar almaya özen gösterin. Çünkü mermiden daha az bulunan bir şey var ise oda ilk yardım çantaları. Bu 4 farklı malzemeyi o çantalardan buluyorsunuz. Ve mermilerden daha az, uyarmadı demeyin!

 

GENEL

Elimden geldiğince sizlere biraz hikayeden biraz da oynanıştan bahsetmiş oldum. Genel olarak toparlamak ve bahsetmediklerimden bahsetmek gerekirse, öncelikle oyunun yapay zekası. Yapay zekaa.. Oldukça kötü. Yani oyunda güya bir gizlilik var ama yalandan var. Gizli kalmanız çok zor. Bir tuşa basıp iyice sessizleşebiliyorsunuz ama sipesifik yerler dışında işe yaramıyor. Çoğunlukla oyunun başında silahsızken işe yarıyor. Yani neden var bilmiyorum. Çatışma kısımlarında ise ilginç derecede dandik yapay zekanın nişan alması kuvvetleniyor. Yürüdükleri yerler, durdukları yerler olabildiğine saçma sapan ama ne hikmetse sizi kolay şekilde vurabiliyorlar. Hele 2 tanesinin arasına girerseniz yandınız kesin ölüceksiniz yani kaçarı yok.

Grafikleri ise bence 2005 yılı için oldukça yeterli. Özellikle yüz grafikleri zamanı için çok kaliteli. 2005 yılının en iyi grafikli oyunu zannımca Doom 3 falandır. Ya da Resident Evil 4 artık o kararı pek veremiyorum ama aralarında bence sırıtmadan duran grafikleri var. Şuan için tabii ki de biraz eski kalıyor ama baymaz diye düşünüyorum.

Anlatmam dan anlayacağınız kadarı ile ben bu oyunu seviyorum. İlk defa oynadığımda yıl 2016 idi. O zamanlar sıkılmadan 2 gün içinde bitirdim. Bugün yine açıp oynarım. Oyunun atmosferi ve anlattığı hikaye çok hoşuma gidiyor. Zaten esas olay da atmosfer de yatıyor aslında. Call of Cthulhu mitosu ilginizi çekiyor ise kesinlikle göz atmanızda fayda var!

 

Zamanına göre gayet iyi, ama biz bugüne göre puanlıyoruz, o yüzden Call of Cthulhu puanı:

 

PUAN: 72/100

 

Kolsuz Oyuncu Youtube kanalını takip etmeyi unutmayın!

Bir önceki yazımız olan Oyun İncelemeleri : Juicy Realm Oyunu başlıklı makalemizde İncelemeleri, Juicy Realm ve Juicy Realm Oyunu hakkında bilgiler verilmektedir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki içerik:

Oyun İncelemeleri : Juicy Realm Oyunu